13 Haziran 2016 Pazartesi


Sedushka Dimitriova:
Yaz mevsimin yaklaştığı hissedilen ılık bir günün sabahında varendaya kurulmuş kahvaltı masasından kalkıp, oturma odasına geçen Sedushka Dimitriova, kitaplığından seçtiği bir kitabı dizlerinin üstüne koymuş, kahvesini yudumluyordu. Aniden gökyüzü karardı, karları bir türlü erimeyen karşı tepenin ardından şimşekler çakmaya, yamacın hemen altında uzanan yemyeşil düzlüğe yıldırımlar yağmaya başladı. Kontes Sedushka istifini bozmadan tam yerinden kalkmaya hazırlanıyordu ki; hepsinden çok daha şiddetli bir gök gürültüsünün ardından, neredeyse binlerce mum yanıyormuş gibi etrafı aydınlatan bir yıldırım belli ki çok yakında bir yere düştü. Kalbi hızla çarpmaya başlayan Sedushka tekrar yerine oturdu. Alyoşa diye bağırmak istedi, boğazını sıkan bir el sanki bağırmasına engel oluyordu.
"Alyoşaaa, Kahya İlginoviç, Kahyaaa" diye bağırmayı tekrar denedi, heyhat gık bile diyemiyordu.
Kalbi daha hızlı çarparken,  kuru otların yanmasına benzeyen çıtırtıları fark etti. Üzerinde bir ağırlık varmış gibi oturduğu yerde debelenmeye başlamıştı. Bağıramıyor, boğazı sıkılıyor, gözlerini daha sıkı kapatıyordu, bir yandan nefes almaya çalışan Sedushka, sonunda gözlerini açmayı başardı. Derin bir nefes alarak şaşkınlıkla odaya baktı.
Uykusuz geçirdiği bu gecenin sabahına yakın bir saatte uyuyabildiğini hatırladı. Neyse ki o korkunç fırtına gerçek değildi.

Aslında çok yakın bir zamanda yaşadıklarının yanında bu kâbus bir hiç sayılırdı. Prens K. Stepançikova Köyü'nü satın almış, Sedushka Petersburg'a gitmeye hazırlanırken, bir gün imparatorluk içinde bir grup insanın Moskova'da çarı devirdikleri haberi ulaşmıştı köye. Petersburg'a gidemeyeceğini anlayan Sedushka bir müddet daha köyde kalmaya karar verdi. Dostlarına sık sık mektupla ulaşmayı denediyse de başaramadı. Kentten gelen bir yakınından, kente de Moskova'dan bazı haberlerin ulaştığı, ancak dostların bunları pek de umursamadığını öğrendi. Nisan ayına doğru ise Bolşevik denilen birilerinin çarı devirenleri de devirdiği haberi geldi. İşler çığırından çıkmıştı. Aynı anda dünya savaşının başladığı haberleri de hızla yayıldı. Köydeki mujikler çoktan Bolşeviklere katılmak üzere köyden ayrıldılar. Kalan yaşlı, kadın ve birkaç çocuk da Sedushka’nın gördüklerinde homurdanmaya başlamışlardı. Bir seferinde Alyoşa'ya seslenmek için dışarı çıkan Sedushka’yı gördüğünde, topallayarak yürüyen, yırtık pırtık elbisesine aldırmayan mujiğin teki yere tükürmüş, küfrettikten sonra haç çıkarmıştı. Sonunda ahırlarda çıkan yangını söndürmek için hiçbir şey yapmayan mujikler, akşam olduğunda meydanda toplanıp aralarında dans edip, içki içmişlerdi. Kâhya İlginoviç, durumun tehlikeli olduğunu, artık çalışamayacağını söylediğinde Sedushka o'na dönüp; "Gidiniz İlginoviç, batan gemiyi önce kertenkeleler terk eder" demişti. İlginoviç, "Hayır Madam kertenkele değil, fare" dediğinde Sedushka çok kızmış, ayaklarını yere vurarak, "defolun bayım" demişti. İlginoviç, her zaman olduğu gibi saygıda kusur etmemiş, geri geri giderek çıkmıştı odadan.

Stepançikova bitmişti artık. Değerli bazı eşyalarını alarak zor şartlar altında Petersburg yakınlarındaki bir kasabaya ulaşan Sedushka hayatın burada çok daha kötü olduğunu gördü.
Varlıklı aileler hızla yurtdışına çıkmaya çalışıyorlardı. Beyazlar ve Kızıllar denen iki grup arasında şiddetli bir iç savaş olduğu belliydi. Uzak bir akrabasıyla tesadüfen karşılaştığı kasabanın meydanında bir kitapçıya girmişler, akrabası ona savaşın her yere dağıldığını, onun da hemen bu ülkeden uzaklaşması gerektiğini söylemişti. Ülke dışına kaçmak için ona yardım edeceğini söyleyen adam, buna karşılık neredeyse bir servet talep ediyordu Sedushka’dan. Sedushka biraz parası olduğunu, Prens K.'dan da alacağı paranın tamamını alamadığını söylediğinde ise adam boynunu bükmüş; "Madam, elinizde ne varsa verin, ancak lüks bir seyahat edeceğinizi de sanmayın" diyerek, binlerce özür dilemişti.

Bir sürü tehlikeden kıl payı kurtulduğu ve kâbus gibi günlerce süren bir yolculuğun ardından artık yepyeni bir ülkede bulmuştu kendisini Kontes Sedushka. Gelmeden önce ülkelerini terk etmek zorunda kalan bazı tanıdıklarının da bu ülkeye kapağı attıklarını duymuştu. Neyse ki o korkunç iç savaş burada yoktu. Ancak burada yaşamak Sedushka için oldukça zor olacaktı. Giderek azalan parası, yardımcılarının yanında olmayışı, gerçekten zordu...

Az önce pişirdiği Türk kahvesinden bir yudum aldı. Odanın ahşap cumbalı penceresine çevirdi başını. Kulakları yırtarcasına bir ses yayıldı sokağa... "Sıcıyaaaak Simiiiith ..çiiii" Yüreği hopladı Kontes Sedushka’nın ve fısıldadı;  "Oh mon Dieu, quel gâchis"