Sedushka Dimitriova:
Yaz mevsimin yaklaştığı hissedilen ılık bir günün sabahında
varendaya kurulmuş kahvaltı masasından kalkıp, oturma odasına geçen Sedushka Dimitriova,
kitaplığından seçtiği bir kitabı dizlerinin üstüne koymuş, kahvesini
yudumluyordu. Aniden gökyüzü karardı, karları bir türlü erimeyen karşı tepenin
ardından şimşekler çakmaya, yamacın hemen altında uzanan yemyeşil düzlüğe
yıldırımlar yağmaya başladı. Kontes Sedushka istifini bozmadan tam yerinden
kalkmaya hazırlanıyordu ki; hepsinden çok daha şiddetli bir gök gürültüsünün
ardından, neredeyse binlerce mum yanıyormuş gibi etrafı aydınlatan bir yıldırım
belli ki çok yakında bir yere düştü. Kalbi hızla çarpmaya başlayan Sedushka
tekrar yerine oturdu. Alyoşa diye bağırmak istedi, boğazını sıkan bir el sanki
bağırmasına engel oluyordu.
"Alyoşaaa, Kahya İlginoviç, Kahyaaa" diye
bağırmayı tekrar denedi, heyhat gık bile diyemiyordu.
Kalbi daha hızlı çarparken,
kuru otların yanmasına benzeyen çıtırtıları fark etti. Üzerinde bir
ağırlık varmış gibi oturduğu yerde debelenmeye başlamıştı. Bağıramıyor, boğazı
sıkılıyor, gözlerini daha sıkı kapatıyordu, bir yandan nefes almaya çalışan Sedushka,
sonunda gözlerini açmayı başardı. Derin bir nefes alarak şaşkınlıkla odaya
baktı.
Uykusuz geçirdiği bu gecenin sabahına yakın bir saatte
uyuyabildiğini hatırladı. Neyse ki o korkunç fırtına gerçek değildi.
Aslında çok yakın bir zamanda yaşadıklarının yanında bu kâbus
bir hiç sayılırdı. Prens K. Stepançikova Köyü'nü satın almış, Sedushka
Petersburg'a gitmeye hazırlanırken, bir gün imparatorluk içinde bir grup
insanın Moskova'da çarı devirdikleri haberi ulaşmıştı köye. Petersburg'a
gidemeyeceğini anlayan Sedushka bir müddet daha köyde kalmaya karar verdi.
Dostlarına sık sık mektupla ulaşmayı denediyse de başaramadı. Kentten gelen bir
yakınından, kente de Moskova'dan bazı haberlerin ulaştığı, ancak dostların
bunları pek de umursamadığını öğrendi. Nisan ayına doğru ise Bolşevik denilen
birilerinin çarı devirenleri de devirdiği haberi geldi. İşler çığırından
çıkmıştı. Aynı anda dünya savaşının başladığı haberleri de hızla yayıldı.
Köydeki mujikler çoktan Bolşeviklere katılmak üzere köyden ayrıldılar. Kalan
yaşlı, kadın ve birkaç çocuk da Sedushka’nın gördüklerinde homurdanmaya
başlamışlardı. Bir seferinde Alyoşa'ya seslenmek için dışarı çıkan Sedushka’yı
gördüğünde, topallayarak yürüyen, yırtık pırtık elbisesine aldırmayan mujiğin
teki yere tükürmüş, küfrettikten sonra haç çıkarmıştı. Sonunda ahırlarda çıkan
yangını söndürmek için hiçbir şey yapmayan mujikler, akşam olduğunda meydanda
toplanıp aralarında dans edip, içki içmişlerdi. Kâhya İlginoviç, durumun
tehlikeli olduğunu, artık çalışamayacağını söylediğinde Sedushka o'na dönüp;
"Gidiniz İlginoviç, batan gemiyi önce kertenkeleler terk eder"
demişti. İlginoviç, "Hayır Madam kertenkele değil, fare" dediğinde Sedushka
çok kızmış, ayaklarını yere vurarak, "defolun bayım" demişti.
İlginoviç, her zaman olduğu gibi saygıda kusur etmemiş, geri geri giderek
çıkmıştı odadan.
Stepançikova bitmişti artık. Değerli bazı eşyalarını alarak
zor şartlar altında Petersburg yakınlarındaki bir kasabaya ulaşan Sedushka
hayatın burada çok daha kötü olduğunu gördü.
Varlıklı aileler hızla yurtdışına çıkmaya çalışıyorlardı.
Beyazlar ve Kızıllar denen iki grup arasında şiddetli bir iç savaş olduğu
belliydi. Uzak bir akrabasıyla tesadüfen karşılaştığı kasabanın meydanında bir
kitapçıya girmişler, akrabası ona savaşın her yere dağıldığını, onun da hemen
bu ülkeden uzaklaşması gerektiğini söylemişti. Ülke dışına kaçmak için ona
yardım edeceğini söyleyen adam, buna karşılık neredeyse bir servet talep
ediyordu Sedushka’dan. Sedushka biraz parası olduğunu, Prens K.'dan da alacağı
paranın tamamını alamadığını söylediğinde ise adam boynunu bükmüş; "Madam,
elinizde ne varsa verin, ancak lüks bir seyahat edeceğinizi de sanmayın"
diyerek, binlerce özür dilemişti.
Bir sürü tehlikeden kıl payı kurtulduğu ve kâbus gibi
günlerce süren bir yolculuğun ardından artık yepyeni bir ülkede bulmuştu
kendisini Kontes Sedushka. Gelmeden önce ülkelerini terk etmek zorunda kalan
bazı tanıdıklarının da bu ülkeye kapağı attıklarını duymuştu. Neyse ki o
korkunç iç savaş burada yoktu. Ancak burada yaşamak Sedushka için oldukça zor
olacaktı. Giderek azalan parası, yardımcılarının yanında olmayışı, gerçekten
zordu...
Az önce pişirdiği Türk kahvesinden bir yudum aldı. Odanın
ahşap cumbalı penceresine çevirdi başını. Kulakları yırtarcasına bir ses
yayıldı sokağa... "Sıcıyaaaak Simiiiith ..çiiii" Yüreği hopladı
Kontes Sedushka’nın ve fısıldadı;
"Oh mon Dieu, quel gâchis"
