Demeto Oblomoviç:
Demeto Oblomoviç bunca yıldır -alerjik bünyesi yüzünden- bütün boğazına düşkünlüğüne rağmen, ağzına çiçek balı değdirmemişti. Zaten çok hareketli, hiperaktif şahsiyetlerle ‘donunda arı var’ diye dalga geçer, hayatı bütün miskinliği ile sürdürmeyi meziyet sayardı. Fakat ister ilahi adalet ister karma olarak adlandıralım; arılarla ilgili bütün sakınımlarına rağmen Dayfımiçlerden ayrıldığı gece başına gelenler, her türlü tasavvuru aşacak boyutta, onu bu hipotezleriyle sınadı.
Dayfımiç’in birinci sınıf votkasının cazibesine dayanamayarak, fazladan içtiği birkaç kadehin de etkisiyle, zor bela soyunup, gecelik entarisini giydi. Hazmı kolaylaştırmak için limonlu bir maden suyu hazırlaması için uşağını gecenin o vakti olmasına rağmen, umursamadan uyandırarak talimatlarını yağdırıp verandaya kuruldu. Fakat heyhaaat.
Oturmasıyla zıplayarak kalkması bir oldu. Gecelik entari içindeki bir böcek ısırmıştı bile. Alerjiden ödü kopan Oblomoviç, entarinin üstünden etine asılan canavarı sökerek aldı, henüz ne olduğunu bilmiyordu bile. Maden suyuyla gelen uşağa çığlık çığlığa yardım etmesi için yalvarırken, böceği görmek üzere entariyi ters yüz ederek iki parmağı arasında ezmeden çıkarıp inceledi. Aman tanrım. Tabii ki en korktuğu şey başına gelmişti. Arı!!!
Benzeri bir olayı ilk kez yıllar önce bir Evropa seyahatinde yaşamıştı. Memlekette rastlamadığı arıyı Büyük Britanya’da Londra’nın göbeğinde bulmaklığıyla dalga geçercesine, kahkahalar içinde anlatmaktan keyif duyardı. Tabii bu hikâye ediş ancak travmasını atlattıktan yıllarca sonrasına denk gelir, o başka.
Nerden bilebilirdi ki, yıllar ve yıllar sonra aynı yerden, benzer bir eşek arısının gazabına uğrayacağını.
Zavallı Oblomoviç alerji korkusu ile uşağın getirdiği amonyaklı pamuğu poposunun sol kanadında ne kadar uzunca tutmuşsa artık, bir süre sonra başka bir yangı ile yüz yüze geldi: Amonyak yanığı.
Ertesi gün gittiği doktorun ilk pansumanı ve önerilerinden sonra, günde iki kez uşağın yardımı ile pansuman yapsa da, artık oturamaz, yatamaz hale gelmişti. Geceleri muhteşem göbeği yüzünden yüzükoyun yatamadığından, artık sağına yatıyor, poposunu pencereden gelen serinletici esintisiye dönerek uyumaya çalışıyordu.
Ne yazık ki, pansumanların işe yaramadığını gören Oblomoviç, tekrar doktorundan randevu aldığında, kent merkezindeki büyük hastanenin yanık cerrahisine sevk edildi.
Zavallıcık artık ne okuyabiliyor ne de yazabiliyordu. Hayatı, kanepeye kurulup yatmaktan, oradan kalkıp berjerinde okumaktan yahut Josephin koltukta sineklenirken eş dost mektubuna göz gezdirmekten ibaret olan Oblomoviç, ayakta kalmaya mahkûm edilmişti. Donunda arı var diye dalga geçtiği insanlardan ne farkı kalacaktı bu gidişle? Ayakta okumayı tecrübe etti bir süre, konsantre olamadı. Masa başı okuyucuydu zatıâlileri, farklısını yapabileceğine güveni tersyüz olarak bu sevdadan vazgeçti. Üstelik hafta sonu sayfiyeye davetliydi, onca güzel kadının yanında yüzemeden, bir kıyıda, sadece aynı tarafına kaykılarak yatacağını düşünürken bütün arılara lanetler savuruyordu içinden.
Oblomoviç ki, hantallığı sadece yüzerken belli olmazdı!

