12 Haziran 2018 Salı



Demeto Oblomoviç:
Demeto Oblomoviç bunca yıldır -alerjik bünyesi yüzünden- bütün boğazına düşkünlüğüne rağmen, ağzına çiçek balı değdirmemişti. Zaten çok hareketli, hiperaktif şahsiyetlerle ‘donunda arı var’ diye dalga geçer, hayatı bütün miskinliği ile sürdürmeyi meziyet sayardı. Fakat ister ilahi adalet ister karma olarak adlandıralım; arılarla ilgili bütün sakınımlarına rağmen Dayfımiçlerden ayrıldığı gece başına gelenler, her türlü tasavvuru aşacak boyutta, onu bu hipotezleriyle sınadı.

Dayfımiç’in birinci sınıf votkasının cazibesine dayanamayarak, fazladan içtiği birkaç kadehin de etkisiyle, zor bela soyunup, gecelik entarisini giydi. Hazmı kolaylaştırmak için limonlu bir maden suyu hazırlaması için uşağını gecenin o vakti olmasına rağmen, umursamadan uyandırarak talimatlarını yağdırıp verandaya kuruldu. Fakat heyhaaat.

Oturmasıyla zıplayarak kalkması bir oldu. Gecelik entari içindeki bir böcek ısırmıştı bile. Alerjiden ödü kopan Oblomoviç, entarinin üstünden etine asılan canavarı sökerek aldı, henüz ne olduğunu bilmiyordu bile. Maden suyuyla gelen uşağa çığlık çığlığa yardım etmesi için yalvarırken, böceği görmek üzere entariyi ters yüz ederek iki parmağı arasında ezmeden çıkarıp inceledi. Aman tanrım. Tabii ki en korktuğu şey başına gelmişti. Arı!!!

Benzeri bir olayı ilk kez yıllar önce bir Evropa seyahatinde yaşamıştı. Memlekette rastlamadığı arıyı Büyük Britanya’da Londra’nın göbeğinde bulmaklığıyla dalga geçercesine, kahkahalar içinde anlatmaktan keyif duyardı. Tabii bu hikâye ediş ancak travmasını atlattıktan yıllarca sonrasına denk gelir, o başka.

Nerden bilebilirdi ki, yıllar ve yıllar sonra aynı yerden, benzer bir eşek arısının gazabına uğrayacağını.

Zavallı Oblomoviç alerji korkusu ile uşağın getirdiği amonyaklı pamuğu poposunun sol kanadında ne kadar uzunca tutmuşsa artık, bir süre sonra başka bir yangı ile yüz yüze geldi: Amonyak yanığı.

Ertesi gün gittiği doktorun ilk pansumanı ve önerilerinden sonra, günde iki kez uşağın yardımı ile pansuman yapsa da, artık oturamaz, yatamaz hale gelmişti. Geceleri muhteşem göbeği yüzünden yüzükoyun yatamadığından, artık sağına yatıyor, poposunu pencereden gelen serinletici esintisiye dönerek uyumaya çalışıyordu.

Ne yazık ki, pansumanların işe yaramadığını gören Oblomoviç, tekrar doktorundan randevu aldığında, kent merkezindeki büyük hastanenin yanık cerrahisine sevk edildi.

Zavallıcık artık ne okuyabiliyor ne de yazabiliyordu. Hayatı, kanepeye kurulup yatmaktan, oradan kalkıp berjerinde okumaktan yahut Josephin koltukta sineklenirken eş dost mektubuna göz gezdirmekten ibaret olan Oblomoviç, ayakta kalmaya mahkûm edilmişti. Donunda arı var diye dalga geçtiği insanlardan ne farkı kalacaktı bu gidişle? Ayakta okumayı tecrübe etti bir süre, konsantre olamadı. Masa başı okuyucuydu zatıâlileri, farklısını yapabileceğine güveni tersyüz olarak bu sevdadan vazgeçti. Üstelik hafta sonu sayfiyeye davetliydi, onca güzel kadının yanında yüzemeden, bir kıyıda, sadece aynı tarafına kaykılarak yatacağını düşünürken bütün arılara lanetler savuruyordu içinden.

 Oblomoviç ki, hantallığı sadece yüzerken belli olmazdı!

4 Haziran 2018 Pazartesi


Gospodin Yefremoviç:

Basit insanlar, basit basit diye iç geçirdi saygıdeğer Yefremoviç,

Bir türlü idrak mi edemiyorlar yoksa işlerine mi gelmiyor, bunu anlamıyorum. Teslisin sırlarına vakıf, en karmaşık teolojik meselelerde bile köydeki fırıncıdan kundura tamircisine, hatta aç gözlü kedim Tütovka'ya kadar herkesin bir fikri var ama iş patates ekimine gelince nuh diyor peygamber demiyor mendebur herifler. Neymiş efendim şeytan elmasıymış. Bu hokkabazları kilisede toplayıp güneşin doğuşundan batışına kadar patatesin ne kadar faydalı bir ekin olduğunu, delik ceplerine birkaç kapik daha gireceğini anlattım ama sadece yüzüme boş boş bakarak meydan okudular.

"Evet evet" dedi Yefremoviç,
"Meydan okuma bu anlamamazlık değil."

Bu azatlı mikroplar ayak sürüyerek bana engel olacaklarını sanıyorlar. Zira komünde sabaha kadar fesat kazanını kaynatmışlar. Tanrı korkusu ve Çar efendimize saygısı tartışılmaz muhterem, Peder Dolgurukin birkaç kapik karşılığında bana olan biten her şeyi anlattı. Ama ben bunun hakkından geleceğim.

Ekelim diyordu sefil mujik Alekseyev, fakat nereye ekeceğiz Gospodin Yefremoviç?

Kilise ne kadar dolu olursa olsun, Çar gelince elbet oturacak bir yer bulur, dedim.
İç çekiş ve homurdanmaları doğru yolda olduğumu gösteriyor. Şu hokkabaz güya toplumcu ve havai gençlerden birinin yazdığı, Tarihte Süngünün Rolü... Yo hayır neydi? Barut? O da değil!

Pek bayıldıkları mujikler bakalım şu şehirli beylere pabucunu bir gün nasıl ters giydirecek, ömrüm vefa ederse görürüm, dedi. Muhtemelen göremeyecekti ama keyfine diyecek yoktu.

General kendini villasına çekilmiş Roma diktatörü Sulla sanıyor herhalde, dedi Marina Yelkenoviç. İç çekti, esnedi, mektubunu okumaya devam etti,

"Hmm, nerede kalmıştık, hah evet basit insanlar..."