23 Mart 2017 Perşembe


Demoto Oblomoviç:
Demoto Oblomoviç yakası kürklü, epeyce eprimiş paltosunun eteklerini, ağır vücudunun beklenmedik esnekliğiyle savurarak içeri girdi. Gözüne ilk ilişen mezelerin konulduğu sehpaydı, hemen bir yargıya vardı: Yetersiz, üstelik zevksizce hazırlanmıştı. Burun kıvırarak uzandığı füme somonun neredeyse yarısını bir çatalda ağzına atarken konuşmaya ortasından dalmakta da bir beis görmemişti.

"Tam içeri girerken kulağıma ilişti de, saygıdeğer Tayanov, bilirsiniz çok kıymet veririm düşüncelerinize, ancak bazı hususlara katılmadığımı da belirtmek isterim’’

Ceplerini karıştırarak bir kısım malzemeyi ceviz sehpaya çıkardı, en dibinden Datça Oblast'ından getirttiği bademleri, kırıntısı, çeri çöpü, paltosunun yıllar içinde biriktirdiği tozla beraber bir porselen kaseye boşaltırken somonu bitirmeyi beklemeden, ağzına bir kaç da badem attı. Terli avuçlarıyla koyduğu bu bir avuç çerezi dünyanın en muhteşem hazinesi gibi sevgiyle süzdü, dostlarına ikram etmeden yemeye başladı. Hoş Dayfımiç gözlerini, ağzından konuşurken dökülen kırıntılardan kaçırmakta, bir tekini bile yemeyi düşünmemekteydi. Bu ani içeri dalış, yemeklere yönelişin en iyi kısmının, tokalaşmak zorunda bırakılmamış olduğuna hükmetti. Yine de, derinliği nedeniyle, bütün kusurlarına rağmen katlanılabilir bulduğu dostunun gelişine sevinmiş, Tayanov’la sürmekte olan sohbetin kim bilir hangi sulara sulara yelken açacağını hayal ederek ruhunun gıdıklanmasına mani olamamıştı.

"Kıymetli Tayanov, sosyolojik ve politik olarak eleştirilerinize yüzde yüz katılmakla beraber, felsefi kısmını ıskaladığınızı söylemeden edemeyeceğim. Yüksek müsamahanıza sığınarak tabii’’

Sözlerinin bu kısmında bir reaksiyon beklemiyormuşçasına dikkatini tekrar meze tabağına yönelterek, bu kez patates sosuna bandırdığı çavdar ekmeğinden kocaman bir ısırık aldı.

‘’…Mmm, şaşırtıcı, şaşırtıcı. Hardal tozuyla mı harmanlamış? Zencefil baskın değil, derinde, dipte. Ancak hissedilir miktarda… Çok başarılı. Dostum Vasiliyeviç, lütfen bu sosun tarifini benim için yazmasını ister misiniz uşağınızdan?’’

Tayanov’a yeterince zaman verdiğini düşünerek lafına devam etti:
"’…Ne diyordum? Ha, evet, felsefi boyut. Felsefi boyutu hesaba katmıyorsunuz. Unutmayınız ki, önümüze gelen her metnin üç veçhesi vardır: yazarın niyeti, okurun niyeti ve elbette metnin niyeti. Metnin niyetine girecek değilim. Bütün o göstergebilim zırvalarına daima gülüp geçmişimdir. Siyaset mühim mesele, bu bakımdan karşı çıkışlarınızı anlıyorum, ancak bir metni, yalnızca feminist, yalnızca Marksist, yalnızca teolojik…vb açıdan okuyup çözümlemek, bize metin hakkında her şeyi söylemez… Benim sizde eksik bulduğum şey, meselelerin merkezine metinleri değil, yazarları, yazarların siyaseten eğrilik-doğruluklarını koyuyor oluşunuzdur. Bırakınız bunu edebiyat magazincilerine, rica ederim! Hangi nitelikli okur bilmiyor bunların kaypaklıklarını? Misal dostum Dayfımiç o şaşırtıcı hafızasıyla size bir çırpıda sayfalar dolusu, kim kimin sırtını kaşırsa, kimin diğerininkini kaşıdığına dair bilgi verebilir!’’

"Tahmin ediyorum ki, Sevgili Vasiliyeviç de benim gibi düşünüyor? Aslolan metnin eleştirisi. Yorumun ta kendisi aslolan. Bormanya’da olmayan işte budur.’’

Gözlerini Vasiliyeviç’e tekrar meze sehpasına dönmesini geciktirmeyecek kadar bir süre dikti ve yemeye koyuldu.

Alıntılar/Göndermeler: Umberto ECO

22 Mart 2017 Çarşamba




Dayfım Dayfımiç:
Birkaç saat sonra Bay Vasiliyeviç yanında bir misafiriyle geldi. Şivanov telaşla onları kapıda karşıladı, palto ve bastonlarını alarak çekildi. Dayfımiç’i gören Vasiliyeviç kollarını açmış halde iri vücudunun bütün samimiyetiyle neredeyse koşarak gelip sarıldı. Eski şarap fıçısı gibi sağlam, eski şarap fıçısı gibi neşeli bir hali vardı. Onu, yanındaki şahısla tanıştırmak için kenara çekildi.

“Sizi Bay Dayfımiç ile tanıştırmama izin vermenizi dilerim Bay Tayanov. Kendisiyle uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz vardır. Dayfımiç, bu Bay Tayanov. Kendisi buraya epey uzak bir şehirde oturuyor. Çeşitli yerel gazetelerde köşe yazıları kaleme alır. En sert eleştirdiği alan ise sanat ve edebiyat camiasıdır.”

“Çok memnun oldum Bay Tayanov. İsminizi daha önce duymuştum. Bir ara ünlü münekkitler ve onların tertip ettikleri edebiyat mükâfatları hakkında yazdığınız bir yazınız epeyce konuşulmuştu.”

“Teşekkür ederim Bay Dayfımiç. Genelde yazılarımın kimsenin dikkatini çekmediğini düşünürdüm. Malumunuz, Bormanya’da aykırı sesler çoğunlukla sükut suikastine kurban giderler.”

Şivanov’un elinde tepsi olduğu halde salona girmesiyle birlikte koltuklarına yerleşip birer sigara yaktılar. Füme somon, söğüş et, soslu patates ve çavdar ekmeğinden ibaret mezeleri ortadaki büyük sehpaya bırakan Şıvanov, büfedeki votkadan da birer kadeh doldurdu. Sohbet ilerlemiş, konu Bormanya sanatı ve edebiyatına gelmişti ister istemez. Dayfımiç söz almak istercesine öne doğru eğilip,

“Bay Tayanov, hepimizin yıllarca kitaplarını okuduğu Bayan Halatovna’dan haberiniz var mı? Kendisine son zamanlarda hükümete yakın gazetelerde epeyce bir teveccüh var. Kuşkusuz bunun arkasında mevcut yönetimi destekleyen hatta abartılı övgüler içeren beyanlarını da unutmamak gerek.”

“Bu konuda…”

“Unutmadan, ünlü şair İsidor Orrel’i de aynı listeye eklemek isterim!”

“En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim Bay Dayfımiç. Hiçbir şey, İsidor’un ve peşinden Halatovna’nın Bormanya Büyük Edebiyat Ödülü’nü almalarını ve tatsız tuzsuz bir teşekkür konuşması yapmalarını engelleyemeyecek. Ama yalnızca İsidor ve Halatovna değil, yıllardır devlet parası ve devlet onurlandırmaları ile kendilerini bayağılaştıranlar, o ‘yaşlarını aldılar’ denilen yaşa gelir gelmez bu yola sapıyorlar, sapacaklar. Otuzlu yaşlarına kadar büyük bir azim ve kararlılıkla yerlerde sürünen güya ‘sanatçı ahlakını’ abartılı biçimde yükselten ve her yerde savunan bu kişiler, devlet parası, ödülü ve emeklilik maaşı veren kişilerle de kardeş gibi oluyorlar. Neredeyse bütün Bormanyalı sanatçılar, sonunda devlet ve onun alçaltıcı politik amaçları tarafından satın alınıyor ve kendilerini bu ikiyüzlü devlete alçakça satıyorlar: Büyük bölümü işin hemen başında, kalanları ise değerlerini biraz daha yükselttikten sonra. Onların sanatçılıkları da aslında devletle işbirliğinden öte bir şey değil.”


“Bu dünyadaki işler karışık” diyerek söze girdi Vasiliyeviç, “bu ülkeye hatta bu koca küreye şöyle bir baktığımda Tanrı’nın onu zararlı ‘yaratıklara’ terk ettiğini düşünmekten alamıyorum kendimi. Tabii sözüm Duma’dan dışarı. Komşu köyün yıkılmasını istemeyen bir köy görmedim, benzer şekilde bir insanın başka insanları yok etmek istemediğini de. Güçsüzler, yanlarına sindikleri güçlülere karşı bir nefret besleseler de, güçlülerin onlara etlerini ve sütlerini ve hatta oylarını satabilecekleri bir koyun sürüsü gibi davranmalarına engel olamazlar. Bormanya’nın bir köşesinden diğerine kadar binlerce katil öldürme, yakma-yıkma, soyma mesleğini icra ederek ekmeğini kazanıyor. İnsanlar felaketlerle karşı karşıya, endişe ve huzursuzluk içinde, aç kurtlar gibi hareket ediyorlar…”


Dayfımiç hemen söze girerek,

“Lupus mu Vermis mi?” diye laf attı Vasiliyeviç’e. Müstehzi bakışından, geçmişteki bir tartışmaya atıf yaptığı kolaylıkla anlaşılıyordu.

“Saklı acılar, toplumsal sefaletten daha acımasızdır.” diyerek sözlerini tamamladı Vasiliyeviç.

Bir süreden beridir elindeki bardakla oynayan ve gergin görünen Tayanov tekrar söze girdi.

“Bormanya’da sanat ve edebiyat, kalabalık halk kitleleri için ne ifade ederse etsin, temelde devlete boyun eğmek ve ömür boyunca ondan beslenmek dışında bir anlama gelmiyor baylar. Bormanya sanatı ve edebiyatı, özelde parti, genelde devlet çıkarcılığının ve yancılığının bir yoludur. Burslar, ödüller, madalya ve onur nişanları ile süslenen bu yol, bir anıt mezar ile son bulur. Halatovna gibi on yıllardan beri sadece saçmalık yazmış biri, entelektüel kadın yazar kabul ediliyor, tıpkı ondan daha çıkarcı İsidor’un kabul edildiği gibi. Bu tespitim, Bormanya fikir hayatını belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda onu tanımlıyor da.

Tazelenen kadehinden bir yudum daha aldı Tayanov, bir süre kendi kendine konuşurmuşçasına mırıldandı. Üzgün ve karamsar bir ses tonuyla sözüne devam etti.

“Kötü olan burada hep daha kötü, yalaka olan burada hep daha fazla yalaka idi. Ama tüm bunlar başka türlü olsaydı, şimdi nasıl ve nerede olurduk acaba? İsidor ve Halatovna gibiler, yıllarca gençliğe direnme, boyun eğmeme, devrim ve solculuk rolü oynadılar. Gel gör ki, para dağıtan bakanlıkların merdivenlerinde bir yukarı bir aşağı koşuşturmaya harcadıkları enerjiyi başka hiçbir şeyde harcamadılar. İkisi de başından beri aynı düşüncedeydi; gençliği aldatıp devlete, dolayısıyla bakanlıklara baskı yapma. İcra ettikleri en iyi sanat buydu ve başından beri bana hep iğrenç görünmüşlerdi.”

Bu esnada kapı yumruklanırcasına çalmaya başladı. Vasiliyeviç, iri gövdesinden beklenmeyen bir çeviklikle ayağa kalkarak Şivanov’a seslendi.




Alıntılar/Göndermeler: N.Hikmet, Thomas Bernhard, Voltaire

10 Şubat 2017 Cuma




Dayfım Dayfımiç:
Can sıkıntısından evde bunalan Dayfımiç uşağını çağırarak troykasının hazırlanmasını emretti. Giymesi için rahat ve sade kıyafetlerle birlikte ciğer ezmesi ve votka getirilmesini buyurdu. Birkaç gündür dostu Vasiliyeviç’e uğramak istiyor, uğradığında konunun nerelere geleceğini çok iyi bildiğinden, ısrarla bundan kaçınmak istiyordu. Kaderin kendisine kurduğu tuzakların birinden kurtulsa, diğerine yakalanıyor ama yine de kararlılığını olabildiğince korumaya çalışıyordu. Neredeyse öğlene kadar uyuyor, geceleri geç yatıyordu. Dostu Vasiliyeviç’in dediği gibi uyku, uyanan zorluklar için en iyi çareydi. Uyuyamadığı zamanlarda da votkayla kendisini uyuşturuyor, bir süreliğine de olsa hayattan kopuyordu.

İki saat sonra Bay Vasiliyeviç’in evindeydi ama kör talih gene ondan yana değildi. Uşak Şivanov karşılamıştı kendisini. Efendisinin birkaç saat sonra döneceğini, çok önemli ve ertelenemez bir iş için K. ilçesine gittiğini söyledi. Salona geçerek Şivanov’la son karşılaşmalarından bu yana epeyce değişen gündemle ilgili gevezelik etmek istedi.

“Eee, ne var ne yok Bay Şivanov? Son görüşmemizde yaklaşan seçimleri konuşmuş, meşhur liberallerden Hasanov Cemalenski’nin yeni bir hükümet kurulacağı tahminlerinden bahsetmiştik. Gerçi ne Cemalenski, ne Oranski, ne M.Belgenov ne de Chandarov’un öngörüleri doğru çıktı. Öncekinden daha baskıcı, daha otokrat bir hükümet kuruldu. Ne dersiniz?”

“Geldiğimiz nokta, kimsenin kazanmadığı, birbirini yok etmeye yeminli kör bir şiddetin hakim olduğu bir Bormanya’ya getirdi bizi Bay Dayfımiç. Biliyorsunuz, intikam ve bunun sonucundaki şiddet, zamanı geriye sarar. Tarafları yeniden başlangıç noktasına götürür. Halen yaşamakta olduğumuz şeylerin, Bormanya’nın 1890’lardaki haline bu kadar benzemesi sizce normal mi?”

“Geçenlerde, güncel siyasi konularda makaleler yazan İtalyan bir bilim adamının bir yazısını okudum. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle diyordu: ‘Tarihsel değişme ileriye yönelik olarak değil, sonsuz tekrara dayalı döngüsel bir değişmedir. İlerleme ve evrim inancı son derece saçmadır. Tarihte hiç bir şey yeni değildir; tarih sadece insan budalalığının kaydıdır.’”

“Kısmen haklı olabilir, ama zaten değişim dediğimiz şey illa ki bir yön bildirmez: Değişim geriye doğru da olabilir, ileriye doğru da. Son yıllarımıza bakılırsa, geriye gidiyormuşuz hissine kapılmamak mümkün değil.”

“Bundan on yıl kadar önce Bormanya’nın önde gelen ve az önce isimlerini andığım liberallerinin şu andaki politik atmosferin müsebbipleri oldukları yönünde neredeyse ortak bir görüş var. Şimdi bu liberaller günah çıkartırcasına peş peşe ‘aldatıldık’ benzeri açıklamalar yapıyorlar, ne dersiniz?”

“Bormanya liberalizmi yalnızca Bormanya düzenine değil, doğrudan Bormanya’ya bir saldırıdır Bay Dayfımiç! Bizim liberalimiz işi, Bormanya’yı yadsımaya kadar götürmüştür, yani anayurdundan nefret eder, onu aşağılar. Bormanya’ya dair başarısız her olay neredeyse coşturur onu. Halkın alışkanlıklarından, geleneklerinden, Bormanya tarihinden, her şeyinden nefret eder. Onu aklayacak bir şey varsa, o da ne yaptığının farkında olmaması, Bormanya’ya olan nefretinin en üretken liberalizm olduğunu sanmasıdır. Aslında belki de son derece aptal, geri zekâlı ve tehlikeli bir muhafazakâr olan bir liberalin diğerlerince hep birlikte alkışlandığına bile sık rastlarsınız! Bormanya’ya duyulan bu nefreti yakın bir geçmişte bazı liberallerimiz neredeyse gerçek yurt sevgisi olarak görüyor ve bu sevginin nasıl olması gerektiğini başkalarından daha iyi görmeleriyle övünüyorlardı. Şimdi ise daha bir açık yürekli oldular, hatta “yurt sevgisi” deyiminden utanır oldular ve bu kavramı zararlı, değersiz bir kavrammış gibi çıkarıp attılar sözlüklerinden... Kendi yurdundan nefret eden liberaller hiçbir ülkede görülmemiştir. Bizdeki bu durumu nasıl açıklayabilirsiniz? Bence, Bormanya liberallerinin henüz Bormanya liberali olmamalarıyla açıklayabiliriz sadece.”

Dayfımiç bütün bunları biliyordu, ama bilmiyormuşçasına şaşırdı. Belki de Şivanov’dan duymak şaşırtmıştı kendisini. Bir sigara yaktı ve Şivanov ile kendisine çay koymak üzere semaverin yanına gitti. Vasiliyeviç ile konuşacağı diğer konuyu şimdilik ertelemeye karar verdi.


Alıntılar/Göndermeler: Vilfredo Pareto - Dostoyevski