22 Mart 2017 Çarşamba




Dayfım Dayfımiç:
Birkaç saat sonra Bay Vasiliyeviç yanında bir misafiriyle geldi. Şivanov telaşla onları kapıda karşıladı, palto ve bastonlarını alarak çekildi. Dayfımiç’i gören Vasiliyeviç kollarını açmış halde iri vücudunun bütün samimiyetiyle neredeyse koşarak gelip sarıldı. Eski şarap fıçısı gibi sağlam, eski şarap fıçısı gibi neşeli bir hali vardı. Onu, yanındaki şahısla tanıştırmak için kenara çekildi.

“Sizi Bay Dayfımiç ile tanıştırmama izin vermenizi dilerim Bay Tayanov. Kendisiyle uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz vardır. Dayfımiç, bu Bay Tayanov. Kendisi buraya epey uzak bir şehirde oturuyor. Çeşitli yerel gazetelerde köşe yazıları kaleme alır. En sert eleştirdiği alan ise sanat ve edebiyat camiasıdır.”

“Çok memnun oldum Bay Tayanov. İsminizi daha önce duymuştum. Bir ara ünlü münekkitler ve onların tertip ettikleri edebiyat mükâfatları hakkında yazdığınız bir yazınız epeyce konuşulmuştu.”

“Teşekkür ederim Bay Dayfımiç. Genelde yazılarımın kimsenin dikkatini çekmediğini düşünürdüm. Malumunuz, Bormanya’da aykırı sesler çoğunlukla sükut suikastine kurban giderler.”

Şivanov’un elinde tepsi olduğu halde salona girmesiyle birlikte koltuklarına yerleşip birer sigara yaktılar. Füme somon, söğüş et, soslu patates ve çavdar ekmeğinden ibaret mezeleri ortadaki büyük sehpaya bırakan Şıvanov, büfedeki votkadan da birer kadeh doldurdu. Sohbet ilerlemiş, konu Bormanya sanatı ve edebiyatına gelmişti ister istemez. Dayfımiç söz almak istercesine öne doğru eğilip,

“Bay Tayanov, hepimizin yıllarca kitaplarını okuduğu Bayan Halatovna’dan haberiniz var mı? Kendisine son zamanlarda hükümete yakın gazetelerde epeyce bir teveccüh var. Kuşkusuz bunun arkasında mevcut yönetimi destekleyen hatta abartılı övgüler içeren beyanlarını da unutmamak gerek.”

“Bu konuda…”

“Unutmadan, ünlü şair İsidor Orrel’i de aynı listeye eklemek isterim!”

“En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim Bay Dayfımiç. Hiçbir şey, İsidor’un ve peşinden Halatovna’nın Bormanya Büyük Edebiyat Ödülü’nü almalarını ve tatsız tuzsuz bir teşekkür konuşması yapmalarını engelleyemeyecek. Ama yalnızca İsidor ve Halatovna değil, yıllardır devlet parası ve devlet onurlandırmaları ile kendilerini bayağılaştıranlar, o ‘yaşlarını aldılar’ denilen yaşa gelir gelmez bu yola sapıyorlar, sapacaklar. Otuzlu yaşlarına kadar büyük bir azim ve kararlılıkla yerlerde sürünen güya ‘sanatçı ahlakını’ abartılı biçimde yükselten ve her yerde savunan bu kişiler, devlet parası, ödülü ve emeklilik maaşı veren kişilerle de kardeş gibi oluyorlar. Neredeyse bütün Bormanyalı sanatçılar, sonunda devlet ve onun alçaltıcı politik amaçları tarafından satın alınıyor ve kendilerini bu ikiyüzlü devlete alçakça satıyorlar: Büyük bölümü işin hemen başında, kalanları ise değerlerini biraz daha yükselttikten sonra. Onların sanatçılıkları da aslında devletle işbirliğinden öte bir şey değil.”


“Bu dünyadaki işler karışık” diyerek söze girdi Vasiliyeviç, “bu ülkeye hatta bu koca küreye şöyle bir baktığımda Tanrı’nın onu zararlı ‘yaratıklara’ terk ettiğini düşünmekten alamıyorum kendimi. Tabii sözüm Duma’dan dışarı. Komşu köyün yıkılmasını istemeyen bir köy görmedim, benzer şekilde bir insanın başka insanları yok etmek istemediğini de. Güçsüzler, yanlarına sindikleri güçlülere karşı bir nefret besleseler de, güçlülerin onlara etlerini ve sütlerini ve hatta oylarını satabilecekleri bir koyun sürüsü gibi davranmalarına engel olamazlar. Bormanya’nın bir köşesinden diğerine kadar binlerce katil öldürme, yakma-yıkma, soyma mesleğini icra ederek ekmeğini kazanıyor. İnsanlar felaketlerle karşı karşıya, endişe ve huzursuzluk içinde, aç kurtlar gibi hareket ediyorlar…”


Dayfımiç hemen söze girerek,

“Lupus mu Vermis mi?” diye laf attı Vasiliyeviç’e. Müstehzi bakışından, geçmişteki bir tartışmaya atıf yaptığı kolaylıkla anlaşılıyordu.

“Saklı acılar, toplumsal sefaletten daha acımasızdır.” diyerek sözlerini tamamladı Vasiliyeviç.

Bir süreden beridir elindeki bardakla oynayan ve gergin görünen Tayanov tekrar söze girdi.

“Bormanya’da sanat ve edebiyat, kalabalık halk kitleleri için ne ifade ederse etsin, temelde devlete boyun eğmek ve ömür boyunca ondan beslenmek dışında bir anlama gelmiyor baylar. Bormanya sanatı ve edebiyatı, özelde parti, genelde devlet çıkarcılığının ve yancılığının bir yoludur. Burslar, ödüller, madalya ve onur nişanları ile süslenen bu yol, bir anıt mezar ile son bulur. Halatovna gibi on yıllardan beri sadece saçmalık yazmış biri, entelektüel kadın yazar kabul ediliyor, tıpkı ondan daha çıkarcı İsidor’un kabul edildiği gibi. Bu tespitim, Bormanya fikir hayatını belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda onu tanımlıyor da.

Tazelenen kadehinden bir yudum daha aldı Tayanov, bir süre kendi kendine konuşurmuşçasına mırıldandı. Üzgün ve karamsar bir ses tonuyla sözüne devam etti.

“Kötü olan burada hep daha kötü, yalaka olan burada hep daha fazla yalaka idi. Ama tüm bunlar başka türlü olsaydı, şimdi nasıl ve nerede olurduk acaba? İsidor ve Halatovna gibiler, yıllarca gençliğe direnme, boyun eğmeme, devrim ve solculuk rolü oynadılar. Gel gör ki, para dağıtan bakanlıkların merdivenlerinde bir yukarı bir aşağı koşuşturmaya harcadıkları enerjiyi başka hiçbir şeyde harcamadılar. İkisi de başından beri aynı düşüncedeydi; gençliği aldatıp devlete, dolayısıyla bakanlıklara baskı yapma. İcra ettikleri en iyi sanat buydu ve başından beri bana hep iğrenç görünmüşlerdi.”

Bu esnada kapı yumruklanırcasına çalmaya başladı. Vasiliyeviç, iri gövdesinden beklenmeyen bir çeviklikle ayağa kalkarak Şivanov’a seslendi.




Alıntılar/Göndermeler: N.Hikmet, Thomas Bernhard, Voltaire

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder