Dayfım Dayfımiç:
Kapının kenarında dikildiği halde tüm bu konuşmaları dinlemekte olan Şivanov’da belli belirsiz bir kıpırdanma, lafa girme isteği fark etti Bay Dayfımiç. Demeto Oblomoviç’in tekrar tıkınmaya koyulmasını da fırsat bilerek:
“Bay Şıvanov, politik konulardaki birikiminize hayranlığımı daha önce ifade etmiştim size. Benzer şekilde, Bay Vasiliyeviç’ten de hakkınızda sık sık övgü dolu sözler işitiyorum. Açıkçası tartıştığımız konuda sizin fikirlerinizi merak etmekten de kendimi alamıyorum. Ne düşünüyorsunuz?”
Şıvanov, önce hazırola geçer gibi kendini toparladı, Tayanov’un salondaki varlığının, söyleyeceklerine olabilecek etkisini hissettiren bir sıkılganlıkla söze başladı.
“Size eleştirmenlerden neden nefret ettiğimi söyleyeyim Efendim. Her zaman ileri sürülen ve ilk akla gelen nedenlerden dolayı değil: Bilinenin aksine, yaratıcılıkta başarısız oldukları ya da doğaları gereği her şeye kusur buldukları, kıskanç ve kendini beğenmiş oldukları için değil. Üstelik, genellikle öyle de değiller; eğer bir şeyle suçlanacaklarsa, kendi incelikli değer yargıları daha çok göze çarpsın diye ikinci sınıf yapıtlara aşırı cömertlik göstermekle, onlara gerçek değerlerinin üstünde değer vermekle suçlanabilirler belki. Benim mesele ettiğim asıl sorun, eleştirmenlerin çok fazla politikaya bulaşmalarıdır.”
Şıvanov bunları daha önce başka yerde de anlatmış gibi konuşuyordu. Duracağı yerleri iyi biliyordu.
“Benim görüşüme göre; edebiyat politikayı içerir, ama politika edebiyatı içermez. Lakin yazarlar da politikacılar da bu görüşe itiraz edeceklerdir. Bana öyle geliyor ki yazılarını politik bir araç olarak gören romancılar, yazının değerini düşürüyorlar ve politikayı da gereksiz bir şekilde yüceltiyorlar. Sakın yanlış anlaşılmasın, politik görüşlere sahip olmalarının ya da politik demeçler vermelerinin yasaklanması gerektiğini kastetmiyorum. Sadece, çalışmalarının bu bölümüne başka bir şey demelerinin, örneğin gazetecilik adını vermelerinin doğru olacağını düşünüyorum. Romanın, politik etkinliğe katılmanın en etkili yolu olduğunu düşünen romancı, genellikle kötü bir romancı, kötü bir gazeteci ve kötü bir politikacıdır bana göre.”
Şıvanov sustuğunda, Bay Vasiliyeviç dışında herkesin ağzı bir karış açık kalmıştı. Demeto Oblomoviç’in bile yemeğe ara vermesi, durumun vahametini gösteriyordu. Dayfımiç’in zihninde birden bir şimşek çaktı. Sakın bu sözler Bay Vasiliyeç’in olmasındı? Tayanov’u doğrudan karşısına almak istememekle birlikte, onun edebiyatı ve politikayı bu kadar iç içe geçirmesinden de kuşkusuz rahatsızlık duyuyordu. Ya da daha korkuncu, ne politik olarak ne de romancı olarak Tayanov’u beğeniyordu.
Beklenenden uzun süren sessizliğin, sinirlerin gerildiğine dair bir işaret olduğunu fark eden Dayfımiç söze girdi.
“Bir romancı için yapması en kolay, en rahat şey nedir Baylar? Şüphesiz ki içinde yaşadığı toplumu kutlamak: Onun kaslı ve sağlıklı vücuduna hayran olmak, ekonomik büyümesine alkış tutmak, aptallıkları konusunda da ona sevecenlikle, bir baba şefkatiyle takılmak.”
Dayfımiç salondakilerin yüzüne hızlıca baktıktan sonra Şıvanov’a herkese votka ikram etmesini emretti. Redingotunun cebinden çıkardığı gümüş işlemeli bir tabakadan, daha kapağını açar açmaz kokusu içeriye yayılan Kok-Samsun-Kok sigarası ikram etti.
“Baylar, insanın kendi yurdu onursuzca, aptalca ya da soysuzca davrandığında bir yazarın yapacağı en büyük yurtseverlik, ona böyle davrandığını söylemektir. Bunu hangi yolla yapacağına karar vermekte zorlanacağını bilmekle birlikte, ulaşmak istediği kitlenin erişebileceği en uygun mecrayı seçeceğine de şüphem yoktur. Bir politikacıya ulaşmanın yolu, yazdığınız romanlar değildir. Zira hiçbir politikacı roman okumaz. Yazdıklarınız üzerinde konuşacak kitle (sizi parlatmayı ya da yerin dibine sokmayı amaç edinmiş bordrolu eleştirmenleri hariç tutuyorum) Cihangir oblastının nihilistlerinden başkası değildir."
Konuşmasının burasında Dayfımiç bir süre sustu. Böyle suskunlukları severdi.
Şıvanov sustuğunda, Bay Vasiliyeviç dışında herkesin ağzı bir karış açık kalmıştı. Demeto Oblomoviç’in bile yemeğe ara vermesi, durumun vahametini gösteriyordu. Dayfımiç’in zihninde birden bir şimşek çaktı. Sakın bu sözler Bay Vasiliyeç’in olmasındı? Tayanov’u doğrudan karşısına almak istememekle birlikte, onun edebiyatı ve politikayı bu kadar iç içe geçirmesinden de kuşkusuz rahatsızlık duyuyordu. Ya da daha korkuncu, ne politik olarak ne de romancı olarak Tayanov’u beğeniyordu.
Beklenenden uzun süren sessizliğin, sinirlerin gerildiğine dair bir işaret olduğunu fark eden Dayfımiç söze girdi.
“Bir romancı için yapması en kolay, en rahat şey nedir Baylar? Şüphesiz ki içinde yaşadığı toplumu kutlamak: Onun kaslı ve sağlıklı vücuduna hayran olmak, ekonomik büyümesine alkış tutmak, aptallıkları konusunda da ona sevecenlikle, bir baba şefkatiyle takılmak.”
Dayfımiç salondakilerin yüzüne hızlıca baktıktan sonra Şıvanov’a herkese votka ikram etmesini emretti. Redingotunun cebinden çıkardığı gümüş işlemeli bir tabakadan, daha kapağını açar açmaz kokusu içeriye yayılan Kok-Samsun-Kok sigarası ikram etti.
“Baylar, insanın kendi yurdu onursuzca, aptalca ya da soysuzca davrandığında bir yazarın yapacağı en büyük yurtseverlik, ona böyle davrandığını söylemektir. Bunu hangi yolla yapacağına karar vermekte zorlanacağını bilmekle birlikte, ulaşmak istediği kitlenin erişebileceği en uygun mecrayı seçeceğine de şüphem yoktur. Bir politikacıya ulaşmanın yolu, yazdığınız romanlar değildir. Zira hiçbir politikacı roman okumaz. Yazdıklarınız üzerinde konuşacak kitle (sizi parlatmayı ya da yerin dibine sokmayı amaç edinmiş bordrolu eleştirmenleri hariç tutuyorum) Cihangir oblastının nihilistlerinden başkası değildir."
Konuşmasının burasında Dayfımiç bir süre sustu. Böyle suskunlukları severdi.
"Demek istediğim şudur: Yazar, duygudaşlığında evrensel ve doğası gereği toplum dışı biri olmalıdır: Yalnızca o zaman açık seçik olarak görebilir. Şarabı, aşkı, kadınları ve zaferi ancak bir ayyaş, bir aşık, bir koca ya da ordu saflarında bir er olmamanız koşuluyla betimleyebilirsiniz. Yaşama katılırsanız, onu açıkça görmezsiniz: Ya ondan çok ıstırap duyarsınız, ya da çok zevk alırsınız."
Bay Vasiliyeviç tartışmadan memnundu. Bir ara ayağa kalkıp salon penceresinden sokağa doğru baktı. Kendisiyle konuşur gibi mırıldanmaya başladı:
“Ruhumuz sanki iki yandaki evlerin pencerelerinden birilerinin durup seyrettiği bir sokak gibi. Pencerelerden bakanlar sokakta belirli bir şeyi görme amacında değiller, hayır, hatta onlar sokakta ilginç bir şey göremeyeceklerini de bilirler, ama olsun, onlar için fark etmez ve mademki fark etmez, öyleyse neden bakılmasın? Sokak için de hiç fark etmez, istedikleri kadar baksınlar kendisine. Ama insan için durum farklıdır, kendisine yapışılıp kalınmasından hoşlanmaz insanoğlu.”
Birden arkasını dönerek, gür bir sesle:
"Baylar, edebiyat duygusu denen şey ne kadar ender değil mi? Dil, arkeoloji, tarih, siyaset, diyalektik, felsefe ve bunun gibi şeyleri bilmenin bir yardımı olacağını düşünürsünüz. Ama zerre kadar yardımı olmuyor bunların! Sözde aydın kişiler sanatla uğraştıklarında beceriksiz olduklarını daha çok gösteriyorlar. Sanatın ne olduğunu bile bilmiyorlar. Açıklayıcı notları metinden daha ilginç buluyorlar. Bacaklardan çok koltuk değneklerine önem veriyorlar. 'Şıvanov c' est moi'" dedi ve kadehindeki votkayı tepesine dikerek bardağı sokağa fırlattı.
Alıntılar/Göndermeler: Julian Barnes - Çernişevski
Bay Vasiliyeviç tartışmadan memnundu. Bir ara ayağa kalkıp salon penceresinden sokağa doğru baktı. Kendisiyle konuşur gibi mırıldanmaya başladı:
“Ruhumuz sanki iki yandaki evlerin pencerelerinden birilerinin durup seyrettiği bir sokak gibi. Pencerelerden bakanlar sokakta belirli bir şeyi görme amacında değiller, hayır, hatta onlar sokakta ilginç bir şey göremeyeceklerini de bilirler, ama olsun, onlar için fark etmez ve mademki fark etmez, öyleyse neden bakılmasın? Sokak için de hiç fark etmez, istedikleri kadar baksınlar kendisine. Ama insan için durum farklıdır, kendisine yapışılıp kalınmasından hoşlanmaz insanoğlu.”
Birden arkasını dönerek, gür bir sesle:
"Baylar, edebiyat duygusu denen şey ne kadar ender değil mi? Dil, arkeoloji, tarih, siyaset, diyalektik, felsefe ve bunun gibi şeyleri bilmenin bir yardımı olacağını düşünürsünüz. Ama zerre kadar yardımı olmuyor bunların! Sözde aydın kişiler sanatla uğraştıklarında beceriksiz olduklarını daha çok gösteriyorlar. Sanatın ne olduğunu bile bilmiyorlar. Açıklayıcı notları metinden daha ilginç buluyorlar. Bacaklardan çok koltuk değneklerine önem veriyorlar. 'Şıvanov c' est moi'" dedi ve kadehindeki votkayı tepesine dikerek bardağı sokağa fırlattı.
Alıntılar/Göndermeler: Julian Barnes - Çernişevski

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder