23 Mayıs 2018 Çarşamba


Armanovya Nalitişna:

Armanovya teyzesinden döndüğünde evini ne kadar özlediğinin farkına vardı. On beş gün kalmıştı orada. Her gün neler yapacakları önceden belliydi; bu ölçülü, biraz resmiyete kaçan düzen içinde geçen günlük hayat ona göre değildi hiç. Sabahları saat sekizde herkes çay sofrasının başına toplanıyordu. Çaydan öğle yemeğine kadar serbesttiler. Yemeğin ardından bir araya gelip gazetelerdeki tefrika romanlardan söz ediyorlardı. Akşamları kısa gezintiler yapmak mümkündü. Saat on buçuk olduğunda hepsi odasına çekiliyor, teyzesi bu arada saygıda kusur etme kaygısıyla hâlden hâle giren üniformalı uşaklara ve kahyalara ertesi gün için gereken emirleri vermiş oluyordu. Erkenden yatma fikri Armanovya’yı ilk bir iki gün sıkıntıdan patlatacak gibi olmuş ama bu durum yanında getirdiği kitaplarla baş başa kalmasına ve birkaç satır da yazmasına vesile olunca akşamın gelmesini sabırsızlıkla beklemeye başlamıştı.

Ev ahalisi birbiriyle konuşmaktan pek zevk almıyordu sanki, birbirlerini anlamaktan uzaktılar. Bu sağırlaşma, evde gerçekten birileri yaşıyor mu, diye düşündürüyordu kimi zaman Armanovya’ya.  Fakat her gün okudukları tefrikalardan söz ederken gözlerine yerleşen ışıltı, seslerindeki tatlılık da dikkatinden kaçmamıştı. Hatta tek ortak konuları abartılı duygular ve davranışlarla dolu bu melodramlardı. Kendi katılaşmışlıklarının yarattığı boşluğu bunlarla mı dolduruyorlardı acaba? Sert çatışmalar ve şiddetli çarpışmalar; kanlı, acımasız ve kaba konular, mucizenin ve şansın egemenliği; ani, genellikle gerekçesiz yön değiştirmeler, tuhaf rastlantılar; gerilimin ve rahatlamanın sürekli olarak değişimi; zorlu, acımasız oyunlar, kumpaslar...  O dünyanın dışında kalan Armanovya Nalitişna’ydı.

Yvatzemenova çaya geldiğinde hoş bir sohbete daldılar. Armanovya evinde, arkadaşıyla olduğu için şükretti. Bu yakınlığı nasıl da özlemişti.  Konu tefrika romanlara geldiğinde, birçok yerde melodramın önemini yitirdiğini söyledi Yvatzemenova.  Romantik ironi diye bir kavramdan söz etti. Metin yazarları, kahramanların çelişkilerini, huzursuzluklarını ve gerilimlerini anlatırken gözlerini kendi içlerine çevirmeyi öğrenmişlerdi, yani bilinç dışını keşfetmişlerdi. Çelişkiler yumağı olan insanı keşfetmek yok edici bir kuşkuculuk içine düşürmez miydi yazarları peki? Yvatzemenova, ironinin bu şekliyle insanı ahlaki ve içsel değere sahip her şeyin boşunalığı, nesnel ve mutlak geçerli olan her şeyin geçersizliği düşüncesine götürebileceğini söyledi. Yani dedi Armanovya, Hegel’in sözlerini hatırlayarak, ego bu bakış açısında kalırsa kendi öznelliği dışında kalan her şey ona geçersiz ve boş mu görünür?  Evet, diye cevapladı Yvatzemenova, bu öznellik içi oyuk ve boş hale gelir ve bizzat salt boşunalık olur.

Arkadaşı gittikten sonra uzun uzun düşündü Armanovya Nalitişna. Birkaç kitap karıştırdı. Schlegel, modern sanatı ve sonrasını büyük ölçüde etkileyen romantik ironiyi “özfarkındalık” ve “özçelişki” kavramlarıyla açıklıyordu. Kendisiyle çelişmeyen bir sanat yapıtının da eksik ve tamamlanmamış olduğunu ileri sürüyordu. Ona göre dünya temelde çelişik bir bütündü ve bütünlük içinde salt ve görece olan yana yana bulunuyordu. Yaşamı bir oyun olarak algılayan sanatçı her şeye kuş bakışı bakabildiği için bütün çelişkileri görüp onları dengeleme ve uzlaştırma olgunluğuna ulaşıyordu.
 Demeto Oblomoviç’le bu  meseleleri  konuşmayı ne kadar isterdi.  Ama Oblomoviç son zamanlarda boğazına öyle düşmüştü ki gözü nerdeyse bademlerden, somonlardan; antrikot, kontrfile ve bonfilelerden başka bir şey görmez olmuştu. Birisi ona, kendisinden önce o koca göbeğinin kadınların burnunun dibine kadar geldiğini söylemeliydi.

Belki de en iyisi ona bir mektup yazmaktı.



Alıntılar / Göndermeler: Tufan Karabulut – Modern Tiyatro




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder