Bu blogda adı geçen kişi ve kurumların gerçek hayatla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
4 Ocak 2016 Pazartesi
Dayfım Dayfımiç:
Dayfımiç, V.İ.’ye yaptığı ziyaret dönüşünde Yaloba Oblast’ından Kartalgrad’a geçerek dostu Vasiliyeviç’e de uğramaya karar verdi. Vasiliyeviç son zamanlarda Avrupa şehirlerinde, özellikle de Prusya’da uygulanmaya başlanan yeni ruhsal çözümleme tekniklerine ilgi duymaya başlamıştı. Vasiliyeviç, onu kapıda karşıladı, kol kola salona geçtiler. Öğle yemeği saati olmasına rağmen Vasiliyeviç ciltlerce kitabın içine gömülmüş vaziyette olduğundan yemek yemeyi dahi unutmuştu. Uşağını çağırarak votka, ciğer ezmesi, beyaz ekmek, balık çorbası ve tatlı olarak da paşka getirmesini emretti.
Dayfımiç V.İ’ye yaptığı kısa ziyaretten ve sohbetlerinden bahsetti. V.İ’nin gösterişli evi ve tablolarını da söylemeyi ihmal etmedi. Vasiliyeviç’in bütün bunlardan haberdar olduğunu duyunca da şaşırmaktan kendini alamadı.
“Şaşırmayın sevgili dostum,” dedi Vasiliyeviç, “Bir süre V.İ’nin çiftliğinde kâhya olarak çalıştım, onunkiler kadar mutlu mujik yoktur bu koca coğrafyada, hepsi canla başla çalışırlar. Bilirler ki V.İ. haklarını fazlasıyla öder onlara.”
“Ne mutlu onlara o zaman” dedi Dayfımiç ve eliyle kitapları işaret ederek,
“Bana şu son uğraşınızdan bahsedin Vasiliyeviç, neydi adı psikoliz miydi?”
Vasiliyeviç’in gür kahkahası duvarlarda yankılandı, camları titretti.
“Psiko analiz sevgili dostum, psiko analiz. Kısaca söylemem gerekirse, psiko analiz denilen bu yöntemle davranışların nedenlerine ve kökenlerine ilişkin bazı teşhisler konulabiliyor. Bunun için de tek yapılması gereken, hastanın her şeyini sansürsüzce anlatabilmesi. Burası çok müim.”
“Bahsettiğin yöntemle bir yığın şeyin içinden anlamlı olanları nasıl bulacaksın dostum? Karanlık bir odada siyah bir kediyi aramaya benziyor bu iş!”
Camlar tekrar titredi, uşak telaşla içeri koşup her şeyin yolunda olduğunu gördükten sonra tekrar işine döndü.
“Bir bakıma haklısınız Dayfımiç; psiko analiz, odada kedi olmadığı halde, karanlık bir odada siyah bir kediyi aramak, ve eninde sonunda bir şekilde kediyi bulmaktır."
Dayfımiç alaycı bir gülümseme ile, “Bulduğunuzun kedi olduğundan şüphe ederim,” dedi.
O esnada Vasiliyeviç tabakasını çıkarmış ve sigara yakmaya çalışıyordu. Çalışma masasının üzeri, hatta yerdeki halı dahi kül, izmarit ve yanık kibrit çöpleri ile doluydu.
“Peki sizin şu psiko analiz, bu kadar çok tütün kullanmanıza ne diyor Vasiliyeviç, neden bırakamıyorsunuz şu mereti? Ciğerlerinizden sorununuz olduğunu biliyorum, saklamayın benden.”
“Bunu yıllarca düşündüm dostum ve kendime sordum: Acaba sigara alışkanlığımdan vazgeçsem o umduğum güçlü, adam olur muydum? Beni tiryakiliğime zincirleyen de belki o kuşku olmuştur, çünkü insanın kendisini gizli kalmış bir büyük adam sanması rahat bir yaşam biçimidir. Ben bu fikri gençliğimdeki zayıflığımı açıklayabilmek için ileri sürüyorum, gelgelelim buna kesinlikle inanmasam da büsbütün inkâr da edemem. Şimdi yaşlandım elbette, kimsenin benden bir şey beklediği yok, ama yine de sigara ile sigarayı bırakma kararı arasında mekik dokuyorum. Doğruyu söylemek gerekirse, bunca yıl içtikten sonra bu kararın kötü ya da iyi olmasının bugün ne anlamı var onu da bilmiyorum.”
Vasiliyeviç’in bu sözleri Dayfımiç’i derinlere götürdü, gayri ihtiyari eli sigara tabakasına gitti ve bir sigara yaktı. Dayfımiç geçmişe, taa çocukluğuna gitti.
“Dostum, bu sözleriniz zihnimde hiç de yeni olmayan bir kuşkuyu çağrıştırdı bana: Çocuktum, eminim kısa entari giymiştim, başımı kaldırmış anneme soruyordum, ‘Ben kötü müyüm?’ diye. O zamanlar bu kuşkuya birçoklarının benim için ‘kötü çocuk’ demelerinden ötürü düşmüş olmalıydım. Elbette çocuğun o ikilem karşısında ıkınıp sıkılmasında şaşacak şey yok, ancak o kadar çocuksu bir biçimde dert ettiğim o kuşkuyu, yaşamımın yarısını geride bırakmış bir yetişkin olarak hâlâ çözümleyememiş olmam sizce de garip değil mi?”
“İşte şimdi psiko analizin alanına girdiniz sevgili Dayfımiç!” diye bağırdı Vasiliyeviç.
O esnada uşak elinde büyük bir tepsiyle içeri girdi. Getirdiği yiyecekleri masaya dizerken Dayfımiç’in gözü masadaki paşkaya takıldı, eliyle tabağı göstererek latife edercesine bir istihza ile sordu:
“Bakıyorum da kurtuluşu bulmuşsunuz.”
“Dostum, bir paşka, bazen sadece bir paşkadır.”
(Alıntılar/Göndermeler: Itali Svevo)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder