4 Ocak 2016 Pazartesi



Dayfım Dayfımiç:
Vasiliyeviç, ulaşan acil bir not nedeniyle yemeği yarım bırakıp gitmek zorunda kaldı. Giderken de hayranı olduğu ve kendisine haftalardır randevu vermeyen Bayan H’nin Bostangrad sahilindeki lokantada onu beklediği bilgisini verdi. Özür dileyerek, kendisi dönünceye kadar yemeğe devam etmesini, sıkılırsa da uşağı Şivanov ile satranç oynayabileceğini, nitekim Şivanov’un alt edilmesi çok zor bir rakip olduğunu söyleyerek ayrıldı. Yemekten sonra Dayfımiç kitaplara şöyle bir göz gezdirip birkaçını alıp baktıysa da ilgisini çekmediler. Şivanov’a seslenerek, kendisine satranç oynamayı teklif etti. İlkinde çabucak yenilen Dayfımiç, ikincisinde daha dikkatli takip etmeye başladı oyunu.

“Doğrusunu söylemek gerekirse, sizi biraz hafife almışım Şivanov! Satrancı nerede öğrendiniz?”

“Cevabım sizi pek memnun etmeyebilir efendim.”

“Nedenmiş o kuzum? Merak ettim, söyleyiverin haydi!”

“Uzun yıllar Sivasia’da yattım. Kürek mahkûmu idim ve neredeyse tek eğlencemiz satranç idi, çünkü sadece buna izin veriyorlardı.”

“İzin verirseniz, hangi nedenle yattığınızı sormak isterim.”

“Siyasi nedenler, Bay Dayfımiç”

“Siyasi mi? Mmmm. Bilmece gibi konuşmayın rica ederim dostum. Tam olarak neydi suçunuz?”

“ Kısaca, ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, silahlı örgüt kurmak ve yönetmek’ diyebiliriz.”

“Pek sakin yaradılışlı bir karakteriniz var Şivanov, sizin herhangi bir şiddet eylemine karışmış olabileceğinize ihtimal veremiyorum nedense.”

“Haksız sayılmazsınız Bay Dayfımiç, çoğu zaman oligarşinin sizi suçlamak için bir delile ihtiyacı  yoksa da bazen umutsuzluk her şeyi yaptırabiliyor insana."

“Umutsuzluk mu? Kimler sizi umutsuz yaptı Şivanov?”

“Bormanyalılar, Bay Dayfımiç. Şiddet ve baskıyla bizi umutsuzluğa sürüklüyor, sonra da şiddetle karşılık verdiğimizde, kendi ellerindeki kanı görmezlikten gelip bize vahşi damgası vuruyorlar.”

“Bormanyalılar mı? Biraz daha açar mısınız kuzum?”

“Bölgemizde kendilerine yabancı işgalciler gözüyle baktığımızı anlayamıyorlar; belki kullanmamız için gırtlağımıza çöktükleri kendi dilleriyle, yani Bormanya diliyle konuştuğumuz için, belki de yaşadığımız coğrafya onlarınkine pek uzak olmadığı için.”

“Ama üniter devlet, pilli irade, şarjlı matkap?”

“Hayır, Bay Dayfımiç… Bizler, Konia’yı, Kaiseria’yı işgal edip onları topraklarından atsaydık, vatandaşlık haklarını ellerinden alsaydık, çocuklarına okullarda dilimizi öğretmeye zorlayıp sünni oldukları için hepsini vahşi cezalara çarptırsaydık Bormanyalılar bunu kolayca kabullenirler miydi? Bütün bunlar mazide kalmış olduğu için bize karşı mücadele etmekten vazgeçerler miydi? Bormanyalılar, diğer tüm azınlıklar üzerindeki baskılarını, bizim üstümüzdekinden önce terk edecekler. Belki de derilerimiz siyah olmalıydı; o zaman neyle uğraştıklarının farkına varmaya başlayabilirlerdi.”

“Bence abartıyorsunuz biraz sevgili Şivanov, Bormanyalıların arasında da benzer baskılara uğrayan, hakları yok edilip malları ve toprakları türlü hileler ile ellerinden alınan on binlerce insan var. Bu keskinlikte olmasa da, sizin duygularınızı paylaştıklarına sizi temin ederim.”

“Sizce bizi niçin rahat bırakmıyorlar Bay Dayfımiç? Onlara göre biz onlar için yüzyıllardır bir yükten ve dertten başka ne olduk ki? Kendi çarpık yansımalarını gördükleri, onlara göre bu “çirkin” coğrafyaya sırtlarını dönseler daha mutlu olmazlar mıydı?”

“Sanırım Moskova Vedomosti’de okumuştum. Bir Bormanya'lı yetkili, ismi Dov Princilski idi sanırım; coğrafyanızın da uygarlaşmaya ihtiyacı olduğunu, ancak asiler yüzünden bölgeye hizmet götüremediklerini, götürdüklerinin de tahrip edildiğini söylüyordu.”

“Hayır Bay Dayfımiç. Bizim uygarlaşmaya ihtiyaç duymamızdan falan değil, düpedüz açgözlülüklerinden saldırıyorlar üstümüze. Coğrafyamıza getirdiklerini söyledikleri hizmetler de daha çok karakol ve baraj gibi, aslında gene onların işine yarayacak şeyler. Ayrıca batıda, türlü nedenlerle sürgün cezası almış ne kadar it-kopuk memur-yönetici varsa bölgede.”

“Peki, başarma ihtimaliniz var mı Bay Şivanov?”

“Bugünkü mücadele başarıya ulaşsa ve Saray’dan bir parça bağımsızlık koparabilsek bile, enerji kaynaklarından büyük yararlar sağladıkları bu bölgenin yakasını bırakmamak için canla başla savaşacaklardır. Sünniler ile Aleviler arasındaki ayrılıkları körükleyerek, egemenliklerini sağlama almak için halkı bölerek bunun yolunu ustaca hazırladılar zaten. Ama bölgedeki bu nefis lokmayı kaptırmamakta ısrar ederlerse, kendi kuyularını kendileri kazacaklar."

“Son makalesinde, yaklaşan seçimlerde yeni bir hükümet kurulma ihtimalinden bahsediyordu Hasanov Cemalenski?

“Hükümetler geçici ama silahlar kalıcı Bay Dayfımiç, onlar bizim sorunumuzu çözemezler, çünkü hükümet, bizatihi problemin kendisi, çünkü bu coğrafyada meydana gelen hiçbir şeyi ciddiye almıyorlar aslında. Bana postanede, Bormanya başbakanının ayaklanmamızın haberini aldığı zaman, ‘Yaa, bak sen şunlara,’ deyip yatmaya gittiğini anlattılar. Bormanyalılar, bizim gerçek olduğumuza inanmıyorlar; burada sadece fantezilerini uyguluyorlar.”

Dayfımiç bütün bunları biliyordu, ama bilmiyormuşçasına şaşırdı. Belki de Şivanov’dan duymak şaşırtmıştı kendisini. Bir sigara yaktı ve Şivanov ile kendisine çay koymak üzere semaverin yanına gitti.

(alıntılar / göndermeler: Terry Eagleton)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder