4 Ocak 2016 Pazartesi


Seduschka Dimitriova:
Seduschka Dimitriova, yorucu yolculuğunun sonunda, dinlenmeye fırsat bulamadan, vergi dairesinde soluğu almış, veraset ve intikal işleriyle ilgili büronun veznesi önünde sıraya bile girmek zorunda kalmıştı. Sıradan biri gibi görünmenin yanı sıra, tanıdık birisine rastlamak olasılığı onun için felaket demekti. Şatafatlı bir hayatın sonunda böyle mi olacaktı? Miktarını bile bilmediği bir mirası almak için, bu karanlık, rutubet kokan koridorda, öksüren, geğiren, kaba saba yüksek sesle konuşan, çoğunun çiftçi oldukları kıyafetlerinden anlaşılan insanlarla aynı sırada ne işi vardı? Şimdi ise Yelkonova’nın evinde olmaktan, ince bir zevkle döşenmiş salondaki şöminenin karşısında, sıcak bir bardak çayı yudumlamaktan başka bir şey istemiyordu…

Bürokratik işler uzun sürmüştü, sonunda Dimitriova, uzak akrabasına ait Stepançikova köyünün büyük bir hissesinin kendisine kaldığını öğrendiğinde, aldığı terbiye müsaade etse havalara zıplayacaktı. Prensin balosuna gitmek için yeşim taşlı yüzüğünü rehin verdiği günler artık uzakta kalmıştı… Yelkenova’nın evine gitmeyi falan boşvermiş, o hızla evine dönmüştü. Hizmetkar kendisi yokken eski bir tanıdıklarının kendisini ziyarete geldiğinden bahsetti; ismini tam olarak hatırlamayan uşağa kızan Dimitriova;

“Size kaç kere söyleyeceğim, Stepanika Matyayevna, Lütfen ziyaretçilerimin adını unutmayın, sizi kovmak zorunda kalacağım sonunda, canım… Nasıl biriydi gelen, bari onu hatırlayın”

Kıpkırmızı kesilen hizmetkar, aceleyle konuşuyor, “kızmayın hanımım, affedin, aptalım ben aptalım” diyerek Dimitriova’dan af dileniyor, komik biçimde başını iki yana sallıyordu… Dimitriova ziyaretçisinin sadece başına tuhaf bir örtü takan, öfkeli biri olduğunu öğrenmişti Stepanikadan.

“ça ne fait rien” diyerek mırıldandı… "Şu son moda bir söz vardı, hani Osmanlı insanları söylermiş, popomda bi şey pişiyor, ay neydi... Hah, boza.. Evet bu söz tam benim için söylenmiş. İşim başımdan aşkın, şimdi köyün satış işlemleri var… Sonra bir balo vererek herkesi davet ederim. Öfkeli genç dostumun da gönlünü alırım." dedi.

Başörtüsü taktığını öğrendiğinde gelenin kim olduğunu anlamıştı. Evet, bu gelen Dayfımiç'ten başkası olamazdı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder