4 Ocak 2016 Pazartesi


Dayfım Dayfımiç:
Hiç beklemediği anda ve beklemediği yerde onunla karşılaşmak Dayfımiç’i telaşlandırdı. Heyecanını gizlemeye çalışsa da yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Dostu Vasiliyeviç’ten kendisini bağışlamasını dileyerek aylardır peşinden koştuğu ve son görüşmelerinden bu yana neredeyse haftalar geçmiş olan Yvatzemenova’nın lokantanın ayrı bir odasında bulunan masasına gitti. Son görüşmelerinde Dayfımiç ona olan hislerini açmıştı. Yvatzemenova karşısındakini tartar gibi onlarca soru sormuşsa da kendi hissiyatına dair tek bir sözcük bile söyleme gereği duymamıştı. Dayfımiç ertesi gün, bu soruların aslında cevap vermemek amacıyla sorulmuş maksatlı sorular olduğunu fark etmişti.

Yine de Dayfımiç anladı ki sözcükler gerekliydi. Her zaman değilse de, açıkça görünmeye cesaret edemeseler de bazen hele çok gerekliydi. Halbuki Yvatzemenova hep susmaktan yanaydı. Gözlerine baktı Dayfımiç. "Seni sevecek gibiyim ben de, ama daha değil” gibi bakıyordu, “bekle” diyordu sanki.

Dönüp tekrar Yvatzemenova’ya baktı: Elindeki yelpazeyle oynuyordu. Konuşacak gibi oldu Dayfımiç, ama Yvatzemenova oralı olmadı. Derken Yvatzemenova, “benim neyimi beğendin Tanrı aşkına?” diye sordu. Dayfımiç biraz düşünüp “gözlerini” dedi. Aslında gerçeği söyleyememişti. Sonra Yvatzemenova’nın “de ki oldu ve ben evet dedim, sonra ne olacak?” sorusuna “elini tutacağım” derken de gerçeği söyleyememişti. Kadın, erkeğe eli ona değene kadar ilgi gösteriyordu, bir kez erkeğe erişti mi artık onunla ilgilenmez oluyordu.

Dayfımiç anladı ki, tutku varsa mantık yoktu. Ya da mantık ona yetişemiyordu. Bir aşk ilişkisinden hiç kimseyi incitmeden kurtulmanın imkansız olduğunu biliyordu. Konuştukça kendine olan saygısından, değerinden ve inancından kaybettiğini fark etti. Hâlâ neden Nevitzky köprüsünden kendisini nehre atmadığına şaşıyordu. Yvatzemenova’yla birlikte olmaları imkansız, bunu iyice anlamıştı.

Sonra Dayfımiç masadan kalkmaya hazırlanırken, son olarak “bu konuda bir daha hiç konuşmayacağım, yazmayacağım. Siz istemedikçe sizinle iletişim kurmayacağım, dedi. Çayından bir yudum daha aldı ve koşar adım uzaklaştı salondan. O telaşla bir iki masa, birkaç saksı devirdi, arkasından sövenler, bağrışanlar, seslenenler oldu, ama hiçbiri Yvatzemenova’nın sesi değildi.

Kapıda troykası hazır halde onu bekliyordu. Arabasına bindi, sürücü “Nereye?” değil de, “Neden?” diye sormuş olsaydı, her şeyi dökülebilirdi. “Sürmeye devam et” dedi sadece, “nereye olursa!”


2 yorum: