Sedushka Dimitriova:
Sedushka Dimitriova’nın annesinin akrabasından miras kalan Stepançikova köyü’ne varmasının üstünden koca bir yaz ve sonbahar geçmişti. Çocukken o köye birkaç sefer gelmişlerdi. O günlerden hatırladığı yeşillikten, gürül gürül akan pınarlardan eser yoktu şimdi.
Kahya, kendisini abartılı bir dalkavuklukla karşılamış, mujikleri Dimitriova’nın geleceği günün çok öncesinden uyararak, yeni hanımlarına saygı göstermeleri ve kendilerine çekidüzen vermelerini sağlamıştı. Yine de hummalı bir hazırlık olmadığını gelir gelmez farketmişti Dimitriova. İlk günden yüzü asıldı haliyle. Kahya’nın yaltaklanmaları da giderek sinirini bozuyordu. Kilerler eskiden olduğu gibi dolu değildi. Çiftliğin geliri giderlerini neredeyse karşılayamaz olmuştu. “Yaptık işi” diye söyleniyordu sık sık.
Kahyanın kahvaltısının hazır olduğunu haber vermeye geldiği bir sabah dayanamamış, ayağıyla yere sertçe vurarak;
“Neler oluyor Semiyon İlginoviç” diye bağırmıştı. "Neler oluyor kuzum? Nedir bu saygısızlık?
Mujiklerle yeteri kadar ilgileniyor musunuz?"
Kahya şaşırmış, korkudan kekelemeye başlamıştı.
“Saygıdeğer hanımım haklısınız. Mu-mujik- mujikler bir saygısızlık mı yaptılar? Hemen hadlerini bildiririm. Ha- hanı-mım.”
"E, bildirin efendim. Geç kalmışsınız." dedi Seduschka Dimitriova. "Çalışılmadığını görüyorum. Kapı önünde oturup, kendi aralarında bol bol dedikodu yaptıkları gözden kaçmıyor. Ekinlerle, bostanla falan ben mi uğraşacağım. Hiç işim yok mu sanıyorsunuz? Mujikleri yola getirmek için buradasınız kahya Semion İlginoviç."
“Mujikler konusunda haklısınız efendim.” diye cevap verdi İlginoviç. "Giderek dikbaşlı olmaya başladılar, inanın başedemiyorum. Aslında iyi bir kırbacı haketmiyorlar değil… Bunların sebebi eski Kahya Şivanov yüzünden. Mujikleri şımartan o oldu."
"Şivanov mu? Eski kahya, hatırladım. Neden burada değil?"
"Siyasi bir şeylere bulaşmış. Annenizin dayısının oğlu onu kovdu bu yüzden."
"Siyasi şeyler mi?" dedi Sedushka Dimitriova. "Ay, ne biçim konuşuyorsunuz İlginoviç? Mujiklerin tembelliğiyle ne ilgisi var? Asıl kamçıyı siz hak edeceksiniz bu gidişle."
"Öyle demeyin hanımım. Şivanov bu mujiklere bazı hakları olduğunu, yakında o hakları alacaklarını falan söylemiş."
"Mujikler ve hakları mı?" diye adeta bağıran Seduschka hanım, "ne hakları varmış ayol?" diye devam etti. "Her şeyleri var. Kovduğumda başlarının üstünde bir damları bile olamaz. Neleri eksik? Ha, söyleyin İlginoviç, bu sümüklülerin neleri eksik? Ay, söylesenize ayol. Neleri eksik?"
Semion İlginoviç, hanımının bu tepkisinden sonra daha da korkarak, iyice kekelemeye başlamıştı. Geri geri giderek kapıdan çıkmaya çalışırken kapının topuzu arkasına değdiğinde korkuyla yerinde zıplamıştı. Kahya’nın bu hali Seduschka’ı güldürmüş. Konuyu yumuşatarak
“Hadi, hadi sizi kamçılatmadan bir an önce kahvaltımı buraya getirin. Aşağıya inmeyeceğim” dedi.
Odadan adeta fırlayarak çıkan Kahyanın söyledikleri kulaklarında çınlıyordu. “Mujikler ve haklarıymış” diye mırıldandı. Dışarıda öten bir horozun sesiyle düşünceleri dağıldı, pencereye doğru yürüdü. Moskova'yı da aydınlatan bir kış güneşi giderek kuraklaşan çiftliğin bağlarını aydınlatırken, eski günleri özlediğini farketti Seduschka, katıldığı balolar, pırıl pırıl parlayan şark ipeklerinin tatlı hışırtıları geçti aklından.
"Dostlarımı da özledim," diye mırıldandı. "Vasilyeviç’i, Dayfımiç’i, Nadedja’yı, Bayan Varvara’yı özledim," dedi. "Ay, Oblomoviç’i bile özledim ayol…"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder