Bu blogda adı geçen kişi ve kurumların gerçek hayatla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
4 Ocak 2016 Pazartesi
Vasili Vasiliyeviç:
Anicca düsturuyla seyahatine devam eden Vasiliyeviç, hava kararırken Olimpiagrad' a vardı. Zamanda seyahat ediyormuşcasına öförik duygular eşliğinde son kapikleriyle bir yatak ve bir kap yemek bulduğuna minnettardı.
Heyecanla Olimpiagrad sahiline giden yola koyuldu. Yanına özellikle hiçbir şey almamıştı. Sahile uzanan dere yatağındaki esinti geçmişin fısıltılarını kulağına üflüyordu. Yoldaşlarının fısıltılarının saygı ve sevecenlikle içinden akmasına izin veriyordu, her şey geçiciydi ve değişiyordu.
Sahile ulaşma telaşında değildi, sahille buluşmanın heyecanı içindeydi. Ay ışığı yoktu, yıldızlar da belirgin değildi. Yine de yolları 20 yıl önceki gibi kendinden emin, kendi ritmiyle yürüyordu, sağa sola sallanarak...
Evet, nihayet yıllardır hayalinde yaşattığı sahile ulaşmıştı. Tüm sahili süzdü ve derenin fısıltılarını duyabileceği bir yere sırt üstü uzandı Vasiliyeviç. Derin bir nefes çekti, iç geçirir gibi değildi. Sahildeki yabancıları da dert etmedi. Neydi aradığı? Bir anlayış mıydı?
Dostu Dayfımiç'in söylediklerini ve son yolladığı notu da düşündü. Esintinin fısıltılarında dostunun sözleri de vardı; geçmiş, şimdi ve gelecek modüle edilmişti.
Tüm bu yoğun duygular içinde, yorgun, koca bedenini sahilin yuvarlak taşlarının sertliğine bıraktı. Derenin fısıltısını yorgan gibi çekti üstüne ve her zaman olduğu gibi bacaklarının arasına aldı yorganı...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder